Psikolog Zorbalığı
Ekim 21, 2024
Hazirandan beri içim çok sıkışıyordu, aslında altmış yıldır. Kalbimin içine çöreklenmiş suçluluktan, günlerce dilime dolanan söylenmelerden, mutlu, başarılı olmayı utanç saymaktan ne kadar bıksam da üstüne gidip bu yükten kurtulmaktan bir o kadar kaçıyordum. Kaçmak çare değildi, artık beni hasta ediyordu. Her yazımda, öykümde yol ona çıkıyor, başkahraman hep o oluyordu. Uykunun haram olduğu, yatakta dönüp dolandığım bir gece kararımı verdim. Beni yargılamayacak, anlattıklarımı anlamsız bulup suçluluk yarama tuz basmayacak bir psikoloğa gidecektim. İnternette araştırdım; bulduğum kadın adayların öğrenimine, geçmişine baktım ve birinde karar kıldım. Cumartesi sabahları saat 9.30’da kapısında olacaktım. Attığı WhatsApp mesajında da belirtiyordu. Bu mesajdan anladığım; ‘Aman geç kalmayın, hafta sonu trafik yoğun, diğer randevuya sarkmasın,’ idi. Makul ve mantıklıydı ve de haklıydı. Tam dakikasında zile basmam gerektiğini anlamamıştım.
İlk görüşme için sabah erkenden yola çıktım; yolum uzaktı, karşı kıtaya geçecektim. İyi ki de öyle yapmışım. İstanbul yollarını, köprü trafiğini hiç bu kadar rahat görmemiştim. Vaktinden bir saat kadar önce Nişantaşı’na vardım. Arabayı park edip konumu verilen apartmanı bulmak ilk işimdi. Yürümeye başladım. Yollar, sabah sporu yapanlar, köpeğini gezdirenlerle yoğundu. Teşvikiye karakolunun önüne gelince karşı köşeye ‘Kahve Dünyası’nın’ açıldığı fark ettim. Hem ürünlerini hem ücretlendirmesini severim. İçeri girdim, duble kahvemi söyledim ve apartmanın bulunduğu sokağı sordum. Kahvemi hazırlayan oğlan çok yardımcı oldu. Telefonundan adres bilgisini girip kaç sokak sonra oraya varacağıma kadar söyledi. Yer yakındı, rahatlıkla kahvemi içip beş on dakika kala oraya yürüyebilirdim. Oturdum, kahvemi keyifle yudumladım, sabah poğaçası satan adamı gözlemledim, yanıma gelen ilerideki bir gelinlikçide çalışan yaşı ileri ama gönlü genç bir hanımla sohbet ettim. Güncel haberleri, hayat pahalılığını, vicdansız doktorları, insanlığın nereye gittiğini konuştum. O işine gitmek üzere kalktı ben de orada oturmaktan sıkılıp apartmana doğru yürümek istedim. Apartmanın önüne geldiğimde yarım saat daha vardı. Anlamsızca orada beklemek garibime gitti, zile bastım, açan olmadı. Gelmemiş herhalde diye düşünüp henüz yaşama katılmamış sokakları yürümeye başladım. Hoşuma da gitti aslında, yaşamın durağan halini ve iki saat sonra buraların adım atılamayacak kadar kalabalık olacağını düşünüp o anların keyfini çıkardım. Daha on dakika vardı. Apartmanın önüne gelip beklemeye başladım. Psikolog hanım da ofisine doğru geliyordu. Oh, dedim içimden ofiste beklerim. Sabahın köründe apartmanın önünde beklemek rahatsız ediciydi. Gelen geçen, giren, çıkan şöyle bir bakıp süzüyordu. Psikolog hanım, günaydın, dedi ve içeri girdi. “Görüşme saatine daha vakit var, hazırlanmam gerek,” diye de ekledi. Orada öyle kalakaldım. Kapının önüne bırakılmış kedi yavrusu, içeri girmesi yasaklı biri gibi. Çok garibime gitti. İçeride oturacak, bekleyecek bir yer yok mu, diye düşündüm. Görüşme vaktine beş dakika kala psikolog hanım WhatsApp’tan mesaj yazdı: ‘Buyurun gelebilirsiniz.’ İçeri girip görüşme koltuğuna oturup seans konumuzu konuşmaya başladık. Seansın sonunda kapıda bekletilme olayından rahatsız olduğumu belirttim.” Sınır koyamayan biri olarak koyulmuş bir sınırı kabul etmek zor geldi,” diye cevap verdi. Zaten sınır koyabilmeyi öğrenmek için buradaydım, beş dakika önce zile basıp içeri girmek istemek konulan sınırı kabul etmemek miydi anlayamıyordum. İlk defa böyle bir yere gelmiyordum, seansa beş dakika önce girmek gibi bir talebim de yoktu. İçeri tam 9.30’da girmem yani zile basmam isteniyordu. İkinci ve üçüncü seanslarda da ben yine yoldaki trafiğe takılmamak için erken gidiyor, yürüyor, kahve içiyor beş kala zile basıyordum. Bu iki görüşmede daha şefkatli ve ılımlı yaklaşmıştı. İlkinde yaptığı hatayı fark etti, diye düşündüm. Dördüncü gidişimde ben yine karşı apartmanın içerlek girişinde bekliyordum. Hava soğumuştu ve yağmur yağıyordu. Ofisine gelirken beni gördü günaydın, dedi ve içeri girdi. Yine beş dakika kala zile bastım ve içeri girdim. Girer girmez benim sınır koyamayan biri olduğum gibi koyulan sınırları tanımadığım yolunda bir açıklaması oldu. Şaşırdım. Hayatı bu kadar mı dakik yaşamalıyız deyince; “Burası benim çöplüğüm, kuralları ben koyarım, hoşunuza gitmezse devam etmeyebilirsiniz,” diye cevap verdi. Boğazıma kocaman bir yumru oturdu. Ağlamaklı oldum. Konuşacağımız konuya nasıl geçecektim? Buradan çıkıp gitmek istiyordum. “E geçen hafta neler oldu?” diye beni konuşmaya davet etti, ben de daha fazla tepki vermeyip kesik cümlelerle konuşmaya başladım.
Kabul etmem için bana dayatılan davranış kalıplarından, sözlerden, suçlamalardan kurtulmak için psikoloğa geliyordum ama o bana kendi kurallarını dayatıyordu. Bodrum katında bir ofisti, girişinde bekleme yapabilmek için iki koltuk ve kocaman bir salon vardı. Seans saatini oralarda beklemeyip sokakta apartmanın önünde beklemek onun çöplüğünde, onun koyduğu sınıra uymak, saygı duymak oluyormuş. Zor da olsa seansı bitirdim. Bir sonraki hafta için randevulaştık, çıktım.
Adımlarımı, çiseleyen yağmuru, rüzgârı hissetmiyordum. Soğuğa rağmen hala paltomu giymemiştim. Aklımda kadının söyledikleri dönüyordu. Seans sırasında konuştuklarımızı hatırlamadığım gibi hiç verimli de geçmemişti. Kadınla çatışma haline girmiştim. Senin dediğin mi benim dediğim mi?
Eve dönerken yol boyunca düşündüm. Vardığımda WhatsApp’tan kısa bir mesaj yazıp artık gelemeyeceğimi bildirdim.
Şimdi tekrar psikoloğa gideceğim ama güvenim ve inancım sarsıldı. Doğru olan kişiyi nasıl bulacaktım? İç dünyamı açtığım bu yeni kişiyle ne yaşayacağımı bilememek beni durdurdu.
Sizlere soruyorum; okuduğunuz bu yaşanmış olaydaki düşünceleriniz nedir? Psikolog mu, ben mi haklıyım? Siz olsanız ne karar verirdiniz?
Bir cevap yazın
E-posta yayımlanmayacak