Çıkış Kağıdı

(Mahal Edebiyat-07.03.2023)

“Keyif getiresiye yapılacak iş mi bu be! Herifin iğrençliğine rağmen her hafta beni istemesine ses çıkarmıyom da yeter artık. Dayanamıyom. Herkese açık hizmet yapıyom diye bu kadarı fazla. Motoru bile dinlendiriyolar. Sarsana bana da Aysel. Kafam açılsın be.”

“Yasak ya Okşan abla!”

“Yok kız gündüz vakti, cigara diyom.”

İş aralarında, ikisi de kapı eşiğinde soluklanırlardı. Sabah saat ondan beri gelenin gidenin haddi hesabı yoktu. Okşan, kafasını o dar sokaktaki evlerin arasından görebildiği kadar gökyüzüne çevirdi. Bir soluk ferahlamaktı maksadı. Havanın gri bulutlarla kaplı olduğunu, belki birazdan yağmur yağacağını o an fark etti. Aysel, içerden sigaraları sarıp getirmişti. İkisinden çıkan dumanın yoğunluğu gökyüzüne karıştı, hava daha da ağırlaştı. Diğer çalışan kadınların kem gözlerine rağmen giydiklerini, üzerlerine yakıştırmayı bilirlerdi. Çok para harcamadan, iç gıcıklayan cinsten kıyafetleri olurdu. O gün Aysel’in üzerinde kırmızı dantelden don sutyen, Okşan’da ise mor olandan vardı.

“Az kaldı Aysel, koydum kafaya. Anlatcam Mama’ya. İstemiyom. Ha lağım ha onlar. Katlanamıyom be Aysel. Korkuyom da.’’

“Haklısın abla. Bugün kesin bir musibet var üzerimde. Özel olarak mı seçiyorlar bu adamları; kıldan vücudu görünmüyor bi de dökmüş hacı yağını ‘Senin için güzelim,’ diye de iltifat ediyor havasını yediğimin herifi.’’

“Kız Aysel yakıştı mı sana? Mürekkep yalamış karısın. Bozduklarının yanına laflarını da mı ekliycen?”

Zevkini tamamlamış içerden çıkan bir adamın ona çarpan omuzuyla geri çekildi Aysel. Sigarasını, apartman topuklu lame ayakkabısıyla söndüren Okşan da eşikte fazla eğleşemedi. Vücudunu yalayan rüzgâr tüylerini diken diken ederken her zaman yemek yedikleri lokantanın yaşlı köpeği uzun uzun uluyordu. İplikleri divlim divlim, anasından kalma o yeşil hırkasına sarınabilseydi… Kendini pembe, mor ışıkların oynaştığı bekleme salonuna atıverdi.

“Mamacım, herifin biri her gelişinde sarımsaklı işkembeyi yiyip öğlen rakısıyla kendini parlatıp soluğu bende alıyo. Bilirsin, burnum nelere alışık, gel gör ki bu kadarını midem kaldırmıyo. Elini ayağını öpeyim bu adamı verme artık.”

  “Böyle hizalasam laflarımı olur mu kız Aysel? Olsa da derim olmasa da.”

Aysel, Okşan’ı kaşlarının ortası yukarı kalkmış, yarı inanmış bir yüz ifadesiyle dinlerken birden kendini toparladı. Ardından “Yürü be güzel ablam, kim tutar seni,” deyip narasını ortalık yere bırakıverdi. Bir yandan da sütun gibi çıplak bacaklarını üst üste atıp müşteri kızıştırmayı ihmal etmedi.

“Gaddar biliyom da, o kadar mıdır? Dinler mi ki beni? Bi de daha beter etmesin. Kendimi umuma açık hela gibi hissediyom vallahi. Tarifeli kenef. Keyifmiş, içine bade koyayım senin keyfinin. Fincanı kırılasıca kokuşuk herif. Tutuyom kendimi, sözlerimi bir boşaltsam burdan Karaköy’e yol olcak alimallah.”

“Yoksa herif seni götürüyor mu artık abla?”

Salonun gülkurusu döşenmiş taşlarının üzerinde, tam ortada duran pembe kadife kumaşla kaplanmış fiskoslarda sabah yorgunluğunu hafifletmeye çalışıyordu ikisi de. Kapıda itiş kakış adamlar. Onları hizaya sokmaya çalışan polisler, aralarındaki ağız dalaşı. Tam o sırada yakındaki camiden okunan gümbür gümbür bir sela. Hepsi kısa süreliğine toparlanıp adam kılığına giriyor.

“Giresun’da evi varmış, iki katlı. Biraz yaşlı, kulaklar gidik ama bana vurgun. Eşyaları beğenmezsen istediğin gibi değiştirirsin, diyo. Çocukları karşı çıkmış ama ben hallettim, diyo. Buradan daha kötü ne olabilir? Gerisi boş be Aysel. Ha, bir de adını ‘Mürvet’ koyarız, diyo.’’

O sırada Mama, sağ eli yukardan kapı pervazını kavramış; sol eli belinde, kaşlarının ortası neredeyse birbirine bitişmiş, kırmızı mı mor mu belli değil, yıpranmış halıyla kaplı, on basamakla çıkılan makam odasının kapısında tüm heybetiyle beliriveriyor. Eliyle “Gel,” diye işaret ediyor, odasına geri dönüyor. İki koruma her daim demir kapı kapanana kadar basamakların başında nöbette.

“Seni çağırıyor zangoç.”

“Lak lak etmeyelim diye nasıl da horozlanıyor. Paraları azalacak vicdansızın. Yine hangi kokuşuğu layık gördü? Gidiciyim diye yapıyo. Yok, vallahi var bugün bir haller. Akşam abdest alıp yattım ama. Gündüz niyetine.’’

Okşan’ın vesikası, çıkış kâğıtları masada.

“Buyur Mamacım. Ne oldu? Bir şey olmuş! Yüzün çarşamba pazarı.”

“Senin adam, hani şu Giresunlu, hava da yağmurluymuş, karşıdan karşıya geçerken… Yolun orta yerine…serilmiş. Kalbi…daha oracıkta…’’

“Dur, anladım Mama. Devam etme.’’

“Ben de senin evrakları hazır etmiştim, vereyim mi?”

“Kalsın Mamacım.’’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir